ÇOCUK EĞİTİMİNDE AİLENİN YERİ VE ÖNEMİ

Ailenin çocuğuna olan ilgi ve desteğinin ölçüsü; çocuğun sağlığı, eğitimi, başarısı, aile hayatı ve toplumla olan ilişkilerini etkileyecek kadar önemli bir boyuta sahiptir.
Doğumdan itibaren bebeği ile beraber yaşayan; emziren, büyüten, ninni söyleyerek iletişim kuran annelerin bebeklerinin dil gelişimlerinin daha erken olduğu görülmüştür.

Ailenin çocuklar üzerindeki etkisi onlarla birlikte yaşayıp yaşamadıklarına göre değişmektedir.
Bebeğin öğrenme davranışını kazanmasında da annenin etkili olduğu görülmektedir. Bebek ağladıkça annenin süt vermesi, bebeğin kendi dünyası dışında da varlıkların olduğunu fark etmeye, sezinlemeye başlamasına sebep gösterilmektedir. Bebek ağlamadan annenin süt vermesi; bebeğin ihtiyacını belirtmesine fırsat vermeden bağımlı ve pasif bir kişilik geliştirmesine sebep olduğu ve öğrenme davranışının gelişemediği belirtilmektedir.
Yine çocuğun çevresini fark etmeye başlamasıyla birlikte; ilk taklit, model alma, deneme-yanılma gibi hareketlerle bazı temel davranış kalıplarını ailede kazanırlar. Bu davranış kalıplarını kazanmada özdeşim kurulan model anne, baba, kardeşler ve diğer aile üyeleridir. Eğer çocuklar bizlerin en değerli varlıkları ise, sevmediğimiz alışkanlıkları çocukların yanında yapmamalıyız. Çünkü çocuklar söylenenleri değil, yapılanları taklit ederler.

Çocuğun çevreyi fark etmeye başlaması 2 yaşına doğru iyice belirginleşmektedir. Bilhassa 3-4 yaşlarında oldukça hareketli olup, çok soru sormaktadırlar. Bu dönem; çocuklarda zekanın hızlı geliştiği ve öğrenmeye en çok hazır oldukları dönem diyebiliriz. Yine bu dönem; temel alışkanlıkların, davranışların hızlı öğrenildiği ve kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı dönemdir.

Çok dikkatli ve bilinçli davranılması gereken bu dönemde, bazı ailelerin çocuklarına farkında olmayarak yanlış davrandıkları görülmektedir. Çok soru soran, hareketli çocuklar yaramaz, sessiz ve soru sormayan çocuklar ise akıllı çocuklar olarak nitelendirilmektedirler. Bu nedenlerle de çocuklar tarafından sorulan sorular ya cevaplandırılmamakta ya da başlarından uzaklaştırmak için yalan yanlış cevaplar verilmektedir. Hatta bazen de azarlanarak susturulmaktadır. İşte çocukların temel davranışlarını ve kişilik gelişimlerini kazanmaya çalıştıkları bu dönemde yapılan yanlışlıklar, çocuğun yetişkinlik döneminde de etkisini hissettirmektedir.
3-4 yaşlarında çocukların öğrenme merakı ile sordukları sorulara, nasıl olsa anlamazlar düşüncesiyle verilen yanlış cevaplamalar veya susturmalar daha sonra; yaramaz, haylaz, beceriksiz, aman dokunma, sen yapamazsın sözleri ile yetişkinlik dönemine kadar devam etmektedir. Kendi çocuklarımıza yıllarca söylediğimiz bu sözler onlara çaresizliği, yetersizliği, cesaretsizliği, yapamamayı, başarısızlığı öğretmekte ve var olan özel yeteneklerini, gizil güçlerini köreltmektedir.
Çocuğun gelişiminde ve davranış kazanmasında ailenin önemi özetlenmiştir. Çocuk için yeni bir dönem, yeni bir çevre okulla birlikte başlamaktadır. Ailede kazanmış olduğu davranışlar, okulda gelişim dönemleri dikkate alınarak bir program dahilinde ve formal olarak geliştirilmeye devam edilecektir.

Çocuğun okula başlamasıyla birlikte bazı aileler yavaş yavaş çocukla ilgilenme, destek olma, okula gitme, öğretmenle görüşme gibi yapılması gerekli görevleri bırakmaktadırlar. Kimler tarafından ve neden ortaya atıldığı bilinmeyen ve aileyi eğitim sürecinin dışında tutmaya yönelten bir anlam içeren “eti senin, kemiği benim” sözünü sanki ilke kabul etmektedirler. Halbuki modern eğitimde böyle bir sözün yeri yoktur. Eğitimciler olarak bu sözü “eti de bizim, kemiği de bizim” şeklinde söylenmelidir diyoruz. Çünkü aile eğitim sürecinin üç etkeninden biridir.

Eğer çocuklarımız bizim en kıymetli varlıklarımız diyorsanız onlara ilgi ve desteğinizi devam ettirmelisiniz. Eğitimde başarı için hiç kimsenin elinde sihirli bir formül yoktur. Efsanevi bir kurtarıcı da beklenmemelidir. Eğitimde başarı, karizmatik eğitimcilerle de sağlanamamaktadır. Çünkü eğitim çok farklı bir hizmet alanıdır. Modern eğitimde başarı eğitimin amaç, ilke ve yöntemlerini kararlı, devamlı ve planlı uygulayan ekip hizmeti ile sağlanır.
Yapılan araştırmalarda başarılı çocukların genelde eğitimli, kültürlü, ilgili, huzurlu ailelerden çıktığı, başarısız ve problemli çocukların ise; parçalanmış, problemli, ilgisiz, kültürsüz aile ortamlarından çıktığı görülmüştür.

Çocuklarımızın okullarıyla ilişkilerimizi ısrarla sürdürmeliyiz. Dersleriyle ilgilenmeliyiz, ihtiyaçlarını zamanında karşılamalıyız. Verimli ders çalışma konusunda çocuklara ne kadar ve nasıl yardımcı olacağımız hususunda uzmanlardan destek almalıyız. Çocuklarımızın zamanlarını nerelerde ve kimlerle geçirdiklerini izlemeliyiz. Bu izleme dengeli, tutarlı, güler yüzlü, eğitim ağırlıklı olmalıdır. Çocuğa veya gence zarar gelecek bir ortam görüldüğünde açıklayıcı ve inandırıcı örnekler vererek rehberlik yapmalıyız.
Çocuklar farklı gelişim dönemlerine girdiklerinde ergenlik dönemi gibi davranışları farklılaşabilir, ders başarıları
düşebilir. Bu dönemler geçici dönemlerdir. Endişe ederek tutum ve davranışlarımızı değiştirmemeliyiz. Eğitimde sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünmeliyiz.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
76 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Takvim